31 Ağustos 2017 Perşembe

Vapulara Küsmek, Türker Ayyıldız

"Yıllar, sevilen bir kitabın bitmesi gibi geçivermiş."

Hani yediğiniz bir tabak yemek , suyuna kadar çok hoşunuza gider ve siz etrafınıza aldırmaksızın bir ekmek parçası koparıp, elinizle tabağı sıyırırsınız ya, 
işte öyle tadı tamakta kalan bir anlatım var bu kitapta.

Her öykü ,her karakter öyle çok etkileyici ki, okuyup bitirdikten sonra da aklında ,
yeni sonlar yazmaya devam etmek istiyorsun.

Samimi dili, yalın anlatımı ve metinlerdeki akıcılığıyla elinden bıramıyorsun.
Vapurlara Küsmek ,on iki hikayecik ve her hikayede yaşamın kenarlarında gezen insanlar  sunmuş.
Anlatılanları okurken yüzümde kimi zaman belli belirsiz bir gülümseme kimi zaman da öfke ve isyan içeren bir ifade oluştu.
Özellikle Payidar karakteri,çoğu hikayede hep kendini anlatırken her türlü duygu karmaşasını yaşattı bana.

Yalın, anlaşılır bir dili var bence yazarın.
Metinleri ise oldukça vurucu,karakterleri akılda kalıcı.Bu yazarla mutlaka ama mutlaka tanışın.

Bu arada, Vapurlara Küsmek, 2011 Orhan Kemal Öykü Ödülü Birincilik Ödülü'nü kazanan Türker Ayyıldız'ın ilk öykü kitabıymış.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Panait Istrati/ Arkadaş

"Bir sır içinde saklı kaldığı sürece, senin kölendir.
Ama onu başkasına söylediğin anda , sen onun kölesi olursun."


Panait Istrati benim en sevdiğim yazarlardan biri.
Anlatım dilindeki sadelik ve tutku kendine has bir güzellikte.
Tutunamayanlar'ın Selim'i de onu çok severdi. Hatta o kadar çok severdi ki, yazarı eleştirenlere katlanmazdı, oturur ağlayacak derecede üzülürdü.
Bu kitabı da çok güzeldi. Harika bir dostluk hikayesiydi. Bu öyle bir hikaye ki, bir gün kahramanımız bir dükkanın içinde eski partallar giymiş bir adamın , çökmüş kitap okuduğunu fark eder. Tam merak edip ne okuduğunu görmek için eğildiğinde , adamın boynundan aşağı inen besili bir bit görür. 
Önce ona acır ,onu tanımak ister fakat o yırtık partallar içindeki adamı tanıdıkça , kendine acımaya başlar...
Harika bir hikaye... Mevlana ve Şems misali...



En sevdiğim  alıntılar:


"Bugünkü imkanlarınızla hiçbir zaman tanıyamayacaksınız beni, çünkü partallarımın altında saklı olana nüfuz etmeye çalışacak yerde siz yalnız partallarımı görüyor ve beni derhal bir zavallı sanarak, acıyorsunuz. 

Hatta bu halimle okuduğum kitabın tadına varamayacağımı sanıyorsunuz!"

"- Dostlarınız var mı?
  - Hayır. Yalnızca bazı tanıdıklarım var.
Benim anladığım şekilde bir dostluğa henüz  
rastlamadım."












12 Haziran 2017 Pazartesi

Kağıt Kız

“Fırtınalı bir gecenin ortasında, sırılsıklam ve çırılçıplak, terasımda belirdi.
- Nerden çıktınız siz?
- Düştüm.
- Nereden düştünüz?
- Kitabınızdan düştüm. Hikâyenizden düştüm yani!”

Şimdi siz bir roman yazarı olsanız. 
Elinizdeki kalem de bir gün artık yazmıyor olsa ve bir sabah evinizde depresyona girmişken , karşınızda birine benzettiğiniz ama tanımadığınız bir kişiyi görseniz....
O sizin daha önce yazdığınız bir romanın karakterlerinden biri olsa, hani şu sorumsuz olan ve hayatını günü gününe herkesle yaşayanlardan.
Ve o karakter size hesap sorsa? "Neden neden ,benim hakkımda bunca şeyi bana sormadan yazdın" dese?

İşte ben gerçekten çok hoş bir kitap okudum... 
konusu böyle de güzel olan ve bol bol kitap kokan...

Yaşamın kendisinin de bizzat bir roman olmasıyla ilgili, sürükleyici ve etkileyici bir macera...




Alıntılar:

Zaman geçecek, her şey yitip gidecek.
Tutkular unutulur, 
size alçak sesle "gecikme ve sakın üşütme"
diyen insancıkların sesi de
unutulur...
  

Gerçekten de en sevdiğimiz insanların çektiği ıstırabı fark etmiyoruz...
(Sayfa 186)

Kitap, yazar ile okur arasındaki bir cömertlik anlaşmasıdır;
ikisi de birbirine güvenir, ikisi de birbirine bağlıdır.
(Sayfa 209)

Okur belki de romanın ana karakteri olarak görülebilir, tıpkı yazar gibi; okur olmadan hiçbir şey yapılamaz.

(Sayfa 205)


2 Mayıs 2017 Salı

Raymond Radiguet, İçimizdeki Şeytan

"Tüm anneler, prensip olarak şu hayatta en çok oğullarının mürüvvetini görmek isterler ama seçtikleri eşleri hiç bir zaman oğullarına uygun bulmazlar."
(sayfa 108)



Kitaptaki hikaye ,o kadar canlı anlatılmıştı ki, okuyanda sanki en yakın arkadaşının gizli bir sırrını uzun uzun dinlemiş hissi yaratıyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Paris'te geçen bu hikayede François, kendisi 16 yaşında, güzeller güzeli Marthe'ya aşık oluyor. Yalnız bu aşkta tehlikeli bir şey var, Marthe nişanlı evlenmek üzere...

Beni bu kitapta en çok şaşırtan durum , yazarın bu kitabı "on dokuz" yaşında yazmış olması ve yetenekli yazarın ne yazık ki, yirmi yaşında tifodan vefat etmesi.

Kısacık ömrüne üç kitap sığdırmış bu yazarın vefat ederken en yakın arkadaşına söylediği son sözler şuymuş:
"Dolaşan bir renk var ortalıkta ve o renkte saklananlar..."

Radiguet her zaman gençlerin yazma hakkını savunarak ‘bu bir gerçek, hem de hiç savsaklanmayacak bir gerçek, yazmak için yaşamış olmak gerekir'
demiş. 

Bence bu İçimizdeki Şeytan kitabını adeta yazmamış yaşamış. Zaten söylentilere göre, kitap kendi hayatındaki bir kesiti anlatıyormuş.

28 Nisan 2017 Cuma

Lütfen Anneme İyi Bak , Kyung-Sook Shin

''Kusura bakma ama, insanlar bizi bu halde görseler ne derler?'' diye sorardı. '''Birlikte yaşıyoruz, ama birimiz önde, diğeri geride. Bize bakıp, bu iki insan birbirinden öylesine nefret ediyor olmalı ki yan yana dahi yürümüyorlar, derler. Başkalarına bu izlenimi vermek hoş bir şey değil. Elini falan tutacak değilim ya! Biraz yavaş yürüyüver. Ya çok geride kalır da sana yetişemezsem?''

dedi ve gerçekten de bir gün çok geride kaldı, kocasına yetişemedi ve kadın kocaman şehirde bir metro istasyonunda kayboldu!

O kadın bir anneydi. Çok çocuklu bir fedakar anne. Çocukları küçükken hep ona sözler verdi.
"Anneciğim seni saraylarda yaşatacağım !" dedi!!!
Ama dimdik anne , zamanında her işe koşan anne, yaşlanınca, unutmaya başlayınca yaşamayı kimselerin yanına sığamaz oldu!
Çünkü verilen sözler unutulmuş, herkes kendi işine, gücüne, ailesine dalmıştı!

Peki pişmanlıklar neyi geri getirebilirdi?
Koca şehirde kaybolan bir anneyi ...
Ya da unutulan anne sevgisini...
Peki, koca " sıfatı ile gezen bir adam da bir gün yaptıklarından ve yapmadıklarından pişmanlık duyar mıydı?

Çevirisine, hikayesine ve anlatımına hayran kaldığım bu kitabı mümkün olsa da onlarca satın alıp, yolda gördüğüm insanların ellerine tutuşturabilsem...
Markette beş liraya aldığım bu kitap, benim kalbimi beş bin parçaya böldü bıraktı. Hadi topla toplayabilirsen...
Yok yok toplarsın , toplarsın bir de üzerine okuduklarının unutursun, çünkü sen, ben nankör insanoğlu olarak her şeyi , her güzel şeyi unuturuz!!!




Alıntılar:

"Anneciğim seni sonra ararım" der aramazdın. Bir köşeye oturup annenin her söylediğini dinleyecek vaktin yoktu!!!"

"Mutfak işinin sonu yok.
Mutfak işinin ne başı, ne de sonu var.
Kahvaltı, sonra sıra öğle yemeği, sonra da akşam yemeği.
Mutfak hapishaneye dönüştüğünde, arka bahçeye çıkıp, en biçimsiz çömlek kapağını alır, var gücümle duvara fırlatırdım!
Kapağın kırılırken çıkardığı ses bana ilaç gibi gelirdi.
Özgür olduğumu hissederdim."

"Anneni MUTFAKTAN ayrı düşünmemiştin hiç. Annen MUTFAKTI, MUTFAK annen.
Bir kez olsun, annen 'mutfakta sürekli bir şeyler yapmak zorunda olmaktan' hoşlandı mı diye düşünmemiştin."



''Hani pazardaki şu sevdiğin kasap var ya'' demişti. ''Bugün yanından geçiyordum, karısı bana seslendi. Ben de içeri girdim. Kadın deniz yosunu çorbasını benimle paylaşmak istedi. Ben de ''Hayırdır?'' dedim. Kadın yaş günü olduğunu ve kocasının o sabah ona çorba yaptığını söyledi.'' Karının anlattığını dinlemekle yetinmiştin. ''ASLINDA PEK DE LEZZETLİ DEĞİLDİ'' demişti. '' Ama hayatımda ilk kez kasabın karısını kıskandığımı hissettim.''



6 Nisan 2017 Perşembe

Paulo Coelho - Casus

"Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.”

Bu romana konu olan "Mata Hari", yaşadığı zamanın en alımlı kadınlarından biriymiş. Sahneye dans etmek için çıktığında kendine olan güveni ve güzelliğiyle izleyicileri büyülermiş.
Özel hayatında ise hep dönemin en zengin ve güçlü erkekleriyle ilişkiler yaşamış, gizemli geçmişiyle herkesin merakını ve kıskançlığını toplamış.
20. yüzyılın başlarında Avrupa’daki ahlakçılığa meydan okumasının bedeli ise , onu için çok ağır olmuş:(
Casuslukla suçlanmış ve 1917’de Fransız ordusunun askerleri tarafından "suçlu olduğu net bir şekilde kanıtlanmadığı halde" kurşuna dizilerek idam edilmiş. İşte,
Paris’teki  cezaevinde idam edilmeyi beklerken Mata Hari, uzun bir mektup yazmış.
Resmi makamlar da yıllar sonra Mata Hari’ye ait dosyaların açılmasına izin vermiş .
Yazar da bu belgelerden ve mektuptan yola çıkarak bu romanı kurgulamış.
Gerçekten son zamanlarda altını çize çize okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu .
Ve bir kez daha anladım ki, çocuklukta yaşanan her darbe o insanın geleceğini de etkiliyor:(
Kadın olmak ise bu darbelere dayanmayı daha da güçleştiriyor.
Erkek bazen öyle kolay sıyrılıyor ki yaptıklarından, ama kadın öyle mi?
Hep en ağır bedeli kadın ödüyor!!!



EN BEĞENDİĞİM ALINTILAR:

"Savaşların ilk kurbanı insanlık onurudur."
"Çiçekler hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğretir bize; ne güzellikleri kalıcıdır ne de solgunlukları; çünkü sonradan yeni tohumlar verirler."
"Hep iyimser bir insandım ama zaman beni buruk,yalnız ve üzgün bir kadına dönüştürmekte ısrar ediyor."

"Zaten hukuki ayıpları örtmenin en iyi yolu hep "vatan güvenliği" gerekçesi olmuştur."

"Aşk bir zehirdir. İnsan aşık olduğu anda hayatının dizginlerini kaptırır, varlığı tehdit altındadır artık; çünkü gönlü ve aklı bir başkasının olur."

23 Mart 2017 Perşembe

Gamze Güller, İçimdeki Kalabalık

Gamze Güller  okuyucular tarafından çok tanınmamasına rağmen,  öyküleri ödül kazanmış bir yazar. Ben de kalemini tanıdığımdan beri , yazdığı kitapları okumaya çalışıyorum. Üç kitabı var;  ikisi öykü  biri roman.

"Beşinci Köşe" isimli kitabı ile yazar "2013 Orhan Kemal öykü ödülünü" kazanmış.
"İçimdeki Kalabalık" kitabında geçen  “Dağların Soluğu” isimli öyküsü ile 2007 Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali Öykü Yarışmasında birincilik ödülü almış. 2007 Özgür Pencere Edebiyat Derneği Kadın Öyküleri Yarışmasında yine bu kitabında geçen "Gel Pisipisi” isimli öyküsüyle mansiyon almış. Bu kadar ödülü hak eden bir dili olduğunu ise, okuduğunuz hikayelere dalıp bir daha da çıkamayınca anlıyorsunuz.
“İçimdeki Kalabalık” kitabı beni çok etkilemişti. Özellikle kadın hikayeleri ile dolu bu kitap gerçekten güzel bir okuma keyfi bıraktı bende.
Özellikle "Gel Pisi Pisi” hala aklımdadır, kadınların bitmeyen  ev işlerinde hayatlarını yıpratmalarının çok önemli bir anlatımıdır bana göre.

"Bütün çer çöpü süpürdüm yerden. Kalan derdi tasayı süpürmeye başladım arkasından. Ne zamandır aradığım küpe koltuğun altındaymış! Toz yumağıyla birlikte neredeyse atacaktım. Üfleyip hemen kulağıma taktım. Köşe bucağı iyice sildim. Baktım yetmedi, biraz daha süpürdüm.Cam parçaları, ekmek kırıntıları, kalp kırıkları, ölü böcekler, yalan dolan, yanmış kibrit çöpleri, katılaşmış gözyaşları doldu da doldu el kadar faraşa. Temizlik güzel şey! "(Alıntı)

"İçimdeki Kalabalık" öyküsü de bence hem eğlenceli hem de düşündüren bir özelliğe sahipti. O öyküyü okurken de gittiğimiz her yerde tanıdık, meraklı gözlerle sorguya çekilen hallerimiz aklımıza geliyordu.